
heybeliada
Adanın neşesini anlatan meşhur şarkısında, Yesari Asım Arsoys “Heybeliada'da her gece ay ışığının altında yürüdük” diyor. Her gece ay ışığında yürüyemeseniz bile bu nadir ada, hafta sonu kaçamağı için büyüleyici bir yerdir. Baktığınız her tarafta mavi ve yeşilin tonlarını görürsünüz. Teknenizi sevinçle kürek çekiyorsunuz. Adalara tutkunları iyi biliyor ki adanın keyfi vapura ilk bindiğiniz anda başlıyor. Şanslıysanız kendinize güvertede açık havada oturacak iyi bir yer bulursunuz. Simitinizi martılarla paylaşmaya başlarsınız, hafif rüzgarın esintisine izin verirsiniz. Marmara yüzünü nazikçe okşa. Gençlerin ve çocukların sohbeti, martıların çığlıkları ve vapura çarpan dalgaların sesiyle rahatlarken, kat ettiğiniz mesafenin farkına bile varmazsınız. Sonra sırayla iskeleleri saymaya başlıyorsunuz; Kınalıada, Burgazada ve sonunda yeşil ihtişamıyla heybeliada.
“Ada” olarak bilinen adaBaşından sonuna kadarÜzerinde bulunan bakır madeni için “ denilmektedir.heybeliadaÇünkü heybeye benziyor. Çocukluğumda, yolların üzerini konilerle kaplayan devasa ağaçlardan dolayı bu ismin verildiğini düşünürdüm nedense. Heybeli ismi kafamda heybetli ismini çağrıştırmış olmalı. Artık nihayet adaya varmıştık. Nedense iskelede beni bekleyen birini arıyorum. Sanki dedem başında kasketiyle, yeşil gözlerine yakışan kazağıyla beni selamlayacak. Aslında birkaç ada sakininden başka kimse yok. Adanın eski sakinlerinin görüntüleri gözlerimin önünden geçiyor. Orada Aziz Nesin şortuyla koşuyor. Hatırlamıyorum ama Aziz Nesin'in yanındaki Ahmet Rasim mi yoksa Hüseyin Rahmi Gürpınar mı? Orhan Pamuk orada bir ağacın gölgesinde sanki romanlarına yeni yüzler tasarlıyormuş gibi oturuyor. Etrafında kalabalıkla yürüyen İsmet İnönü mü acaba? Zamanımıza dönüp iskeleden adaya adım atsak iyi olur.
Selam Size, Güzel Ağaçlar ve Morsalkımlar
Heybeliada'yı tanıyanlar iyi bilir ki, ilk önce Denizcilik Lisesi karşılıyor sizi. Pek çok gencin hayallerine ve sırlarına yoldaşlık eden, yıllara meydan okuyan bu bina, sizi sakinlikle karşılıyor. Kafe ve restoranlara bakıp iskelenin sağındaki yola girdiğinizde ağaçlar ve mevsimiyse salkımlar sizi karşılıyor. Heybeliada'da tarihini adeta hissedebileceğiniz anıtlar var. Ancak binalarla vakit kaybetmek yerine beyaz papatyalar ve rengarenk çiçekler arasında uzanıp dinlenmeyi tercih edebilirsiniz. O güzelim tarlalarda, o ağaçların altında, o çiçeklerin arasında piknik yapmak kesinlikle yasaktır. Zaten o güzel manzarayı gördüğünüzde o manzaranın bir parçası olmaktansa sadık bir izleyici olmayı tercih edebilirsiniz. Adanın tarihe damgasını vurmuş anıtlarını selamlayın lütfen…
Tarihle Etkileşim
Halki İlahiyat Okulu adanın en ilgi çekici unsurlarından biridir. Birçok kaynak bu manastırın 9. yüzyılda Patrik Photius tarafından kurulduğunu doğrulamaktadır. Günümüzde manastır ve kilise olarak kullanılan yapı, manastırın içinde 1844 yılında Patrik Germanos tarafından din adamı yetiştirmek amacıyla yaptırılmıştır. 1971 yılında kapatılıncaya kadar 1000'e yakın din adamı yetiştirmiştir. Okulun bilinmeyen özelliklerinden biri de raflarında 120,000'den fazla kitabın bulunduğu kütüphanesidir. Bu kütüphanede Yunan ve Latin klasiklerinden Bizans Tarihine, hukuktan arkeolojiye kadar pek çok değerli kitap bulunmaktadır. Adanın tarihi yapılarından biri olan Helenistik Ticaret Okulu 1831 yılında açılmış ve binlerce öğrenciye ev sahipliği yapmıştır. Geçmişte bu okuldaki öğrencilerin ailelerinin ziyaretleri adayı hareketlendiren en önemli olaylar arasındaydı. Hristos (Makarios) manastır Makarios Tepesi'nde yer almaktadır. Rum Ortodoks Ayios Nikolaos Kilisesi 1775 yılında ölen Patrik I. Samuel'in mezarı üzerine inşa edilmiştir. Aya Yorgi (Aziz George) Kilise Yüksek bir deniz kayalığının üzerine kurulmuş olup 'Krimnos Uçurumu', “uçurumun manastırı” olarak da anılır. Heybeliada SanatoryumuAdanın temiz havasından faydalanmak amacıyla inşa edilen ve akciğer hastalarına şifa ve umut kaynağı olan bina artık kapalı. Boyası ve harcı soyulmuş, çamların arasında bitkin ve bitkin bir halde ölüme terk edilmiş gibi…
Tepelerin Ardında Gizli Bir Sığınak: Hüseyin Rahmi Gürpınar Konağı
Hüseyin Rahmi Gürpınar'a konuk olmaya ne dersiniz? Heybeliada'nın zirvesine yakın bir yerde kurulu olan konak, adanın panoramasının zarafetini gözler önüne serdiği için huzur veriyor. Köşk, Hüseyin Rahmi tarafından 1912 yılında yaptırılmış olup üç katlıdır. 1944 yılında vefatına kadar bu konakta yaşayan ünlü romancı, yol yetersizliğinden dolayı bazen evine eşek sırtında tırmanırdı. İlk başta iskele yakınına yerleşen Hüseyin Rahmi, rahatsız olduğu komşularından uzaklaşmak için tepenin üzerine bu konağı yaptırdı. Konak, 1964 yılında hak sahipleri tarafından İl Özel İdaresi'ne devredilmiş ve kaderine terk edilmiştir. Ziyaretçilerin ihmali ve talanından dolayı romancının pek çok eşyası zarar görmüştür. Bazı öğrencilerin, bazı memurların ve kaymakam eşi Hatice Farsıkoğlu Hanım'ın kişisel çabalarıyla eşyaların bir kısmı onarıldı, bir kısmı da fırçalandı ve konak ev-müze olarak açıldı. Bu köşkün en ilginç detaylarından biri de Hüseyin Rahmi'nin bizzat ördüğü işlemeleri, vinyetleri ve dantelleri görebilmenizdir. Ünlü romancı, kitaplarını tasarladığı gibi bu işlemeleri de aynı özen ve incelikle örmüştü.
Heybeliada Tepelerinden Aşağı Yürürken
Ayrıldıktan sonra Hüseyin Rahmi KonağıTepeden aşağı inen yürüyüş yollarını takip ederek attığınız her adımda iskeleye biraz daha yaklaşıyorsunuz. Mevsim baharsa morsalkımların kokusunu içinize çekmeyi unutmayın. İsmet İnönüÜlkemizde “İkinci Adam” olarak anılan Bey'in bu adada çok şirin, pembe-beyaz bir evi var. Dizanteriye yakalanan ve doktorların hastalık izni teklifini değerlendiren İsmet İnönü, 1924 yılında bu adaya gelerek bir zamanlar Rum bir aileye ait olan ve daha sonra satın alacağı bu eve yerleşir. Tatilini geçirdiği bu evi 1934 yılında almaya karar verdi. Atatürk İnönü Ailesi'ne ihtiyaç duyulan tüm ev eşyalarını hediye etti. Uzun yıllar sonra İnönü ailesi yazlık olarak kullanmış, daha sonra İnönü vakfı tarafından müzeye dönüştürülmüş. Ahmet Rasim'e ait küçük bir ev var ama bakımsızlıktan harap oldu.
Kimin İçin Çalıyor
Adanın sokaklarında dolaşırken bisiklet zillerini duyduğunuzda şaşırmayın. Motorlu taşıtların yasak olduğu adada yaşayanlar ulaşım sorununu bisikletle çözüyor. Eski, renksiz binaların modern villalarla çelişkisi İstanbul'un kötü yanını hatırlatıyor. Ancak bu çelişki morsalkımlar, devasa ağaçlar, çeşit çeşit çiçekler ve kuşların neşeli cıvıltılarıyla huzur veren manzaralar sunuyor. Adada sizi cezbedecek noktalardan bazıları iyilik ve iyiliktir. Herkes yardım etmeye ve yardım etmeye can atıyor. Yoruldum diyorsanız faytonlara göz atmalısınız. Bir gezintiye çıkmak için faytonlarÜlkemizin vazgeçilmez ulaşım aracı Prens Adaları, biraz pahalıdır.
İskelede Balık Zamanı
Lezzetli bir balık yemeği yemek ve mola verip dinlenmek için iskelenin sağ tarafında yol boyunca yer alan kafe ve restoranlardan birinin keyfini çıkarabilirsiniz. Çeşitli seçenekler arasından seçim yapmakta zorlanacağınızı düşünüyorsanız işte size bazı öneriler; Halki, Ambrosia ve Mavi Restoran balık ziyafeti için en çok tercih edilen mekanların başında geliyor. Demlenmiş çayınızı yudumlarken dinlenmek isterseniz Bahar Kafe'nin keyfini çıkarabilirsiniz. Adada küçük pansiyonlar da mevcut. Ancak buraya gelmişken hem tarihi bir mekanda konaklayıp hem de dinlenmenin tadını çıkarmak için tercihiniz Halki Palace olmalı. 1852-1862 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen otelde Helenistik Ticaret Mektebi öğrencileri ikamet ediyordu. Otel aynı incelik ve özenle adanın misafirlerine hizmet vermeye devam etmektedir.



