1872 yılında Maarif Vekili Ahmed Vefik Paşa, bir süredir kaldırılan Hümayun Müzesi'ni Alman Dr. Phillip Anton Dethier'in yardımıyla yeniden kurdu. Dr. Dethier'in çalışmaları sonucunda Aya İrini Kilisesi yeni gelen eserlere yetmemiş ancak maddi sıkıntılar nedeniyle yeni bir bina yapılamamıştır. Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılan "Küçük Köşk", 1880 yılında müzeye dönüştürülerek buraya eklenmiştir.
Müzenin dünya çapında tanınması zaman aldı. 1881 yılında Sadrazam Edhem Paşa'nın oğlu Osman Hamdi Bey'in müze müdürlüğüne getirilmesiyle müzeye eser bulma çabaları hız kazandı. Ancak eser arayışına o da katıldı.
İstanbul Arkeoloji Müzesi Binası
İstanbul Arkeoloji Müzesi binasının mimarisi Alexander Vallury'ye aittir. İskender Türbesi, Ağlayan Kadınlar Türbesi, Likya Türbesi ve Tabnit Türbesi gibi muhteşem eserlerin sergileneceği yeni bir müze binasına duyulan ihtiyaçtan doğan bina, Sidon Kralı Nekropolü'nden İstanbul'a getirilmiş ve 13 Haziran 1891'de açılmıştır.
Müzenin ziyaretçilere açıldığı 13 Haziran, Türkiye'de Müzeler Günü olarak kutlanmaktadır. Arkeoloji Müzesi binasına 1903 yılında kuzey kanadı ve 1907 yılında güney kanadı eklenmesiyle müze bugünkü görünümünü kazanmıştır. Yeni sergi salonlarına duyulan ihtiyaç nedeniyle, 1969 ile 1983 yılları arasında ana müze binasına bitişik güneydoğu tarafına bir ek bina yapılmış ve bu bölüm Ek Bina olarak adlandırılmıştır.
Tarihin önemli bir bölümüne tanıklık etmiş olan bu bina, büyüleyici dokusuyla sizi ağırlamayı bekliyor. İstanbul Turist Kartı ile İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni rehberli turlar eşliğinde ve giriş ücreti ödemeden ziyaret edebilirsiniz.
İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki eserler
İçeri girdiğiniz anda tarihin tozlu sayfalarına adım atacağınız bu eşsiz güzellikteki bina, birçok antik esere ev sahipliği yapıyor. Müzede, çoğunluğu Türkiye'den olmak üzere dünyanın dört bir yanından yaklaşık 1 milyon eser bulunuyor. Mezopotamya ve Anadolu'dan gelen eşsiz eserlere hayran kalmamak neredeyse imkansız.
Özellikle içinde barındırdığı antik Yunan sergisi, sizi adeta antik Yunan tanrıları arasında dolaşıyormuş gibi hissettirecek ve büyüleyici atmosferiyle sizi günümüz dünyasından uzaklaştıracaktır.
Müzede yer alan ünlü eserlerden bazıları şunlardır:
- Hermes Heykeli
- Afrodit Heykeli
- Assos'tan Arkaik Tapınak Alınlığı
- Antik Yunan Sergisi
- Siloam Yazıtı
- Meryem Ana Kabartma
- Roma İmparatoru II. Valentinianus Heykeli
- Mari Valisi Puzur Ishtar
- Bizans İmparatorlarının Lahit Porfir Taşları
- MÖ 1258'de imzalanan Kadeş Antlaşması'nın orijinal metni
- Mezopotamya Heykelleri
- Babylon Rölyefleri
- Palmira Rölyefleri
- Roma'dan Marcus Aurelius'un büstü
- Babil'deki İştar Kapısı'ndan bir panel
- Bitínia'dan Kybele Heykeli
- Nippur, Eski Mısır Uzunluk Ölçüsü
Orpheos heykeli
Mitolojik bir karakter olarak karşımıza çıkan Orpheus, zamanla ekol haline gelmiş ve Hıristiyan sanatında İsa ile ilişkilendirilmiştir. Bunun temelinde ise yaşamı boyunca çaldığı çeşitli müzik aletleriyle tüm hayvanları evcilleştiren Orpheus'un sevgilisini bir yılanın ısırması ile kaybetmesi yatmaktadır. Yaşadığı derin üzüntü nedeniyle kendisine yeraltı dünyasına giderek sevgilisini getirme şansı verildi. Ancak bu talihsiz olayda sevgilisini bir kez daha kaybeden Orpheus, kendisini yalnızca erkeklere vaaz vermeye adar. Bu adanmışlığı nedeniyle İsa ile ilişkilendirilen Orpheus, bazı eserlerde İyi Çoban İsa'ya benzer tasvirlerle karşımıza çıkar.
Heykelde Orpheus, yanında bir hayvanla otururken tasvir edilmiştir. Elbisesinin detayları detaylandırmak yerine birkaç çizikten oluşuyor. Bu yüzyıllarda Roma sanatında klasik olarak görülen yüz ve saç çizimi ile tasvir tamamlanmıştır.
İskender lahdi
Sayda Lahitleri, 1887 yılında Osman Hamdi Bey tarafından ortaya çıkarılan Sidon'daki kral mezarlarının lahitleridir. Nekropolde bulunan 7 lahitten 18'si yerinde bırakılmış, diğerleri ise çok titiz bir çalışmayla İstanbul'a getirilmiştir. Paha biçilmez lahitlerin en önemlisi İskender Lahdi, en eskisi ise Tabnit Lahdi'dir. Bunun dışında Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi ve Satrap Lahdi diğer önemli lahitlerdir.
İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin en önemli eseri olarak kabul ediliyor. Bazı arkeologlara göre bu paha biçilmez eser İstanbul'un sembolüdür. İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen bu ve bu tarz eserleri görmenin keyfini çıkarabilirsiniz.
